Mezopotamya Prensesinden Notlar

NASIL ARABA ALAMADIM

26/7/2007 ·

 

NASIL ARABA ALAMADIM

 

 

 

Yok yok itiraf  ediyorum ben bu işi başaramadım.  Kısacası kendime bir araba alamadım.

Her şey 1990 model gözbebeğim arkasında oğlumun adı olan çok kıymetli Şahin arabamı  daha doğrusu Beyaz Kuş’ u satmaya karar vermem ile başadı. Bunu yapacak kadın da yani ben arabaları renklerine göre tanıyordu 3 ay öncesine kadar. Ve başladı düşünmeye, araştırma yapmaya . Tabi ki kendi yöntemleri ile . Önce kitaplara baktı , sonra   sanal alemde araştırma yaptı. Artık üç aşağı beş yukarı ne istediğini biliyordu. Güvenilir, azıcık müziği olan, eh Antalya sıcak bir de klima olsun bari, bir araba istiyordu bu kadın yani ben. Ancak tabi ki çevre faktörleri de anlatılmalı:  Bir kere bana her araba yakışmazmış; doktor olmuşum, gazetelere yazı yazıyormuşum, yıllarca televizyon programı yapmışım eh belli bir giyim tarzım varmış üstüne üstlük bir de  şu ünlü oyuncu var ya her dem güzelim diyen ondan bile güzelmişim; bana her araba yakışmazmış….EEE  benim arabam şöyle spor , biraz  kırmızı , oldukça havalı, müziği kaliteli olmalı, gören bir daha bakmalı bu kadına da bu yakışır demeli. Eh ABS’ si filan da olsun e tabi sıfır olsun…Ben bir gaz gidiyorum ki arkadaşlar  elimde kağıt kalem  hesaplar; oradan anne baba yetişti biraz destek oradan eh üstüne de kredi çekersin ; neden ? Herkes öyle yapıyormuşşşş…Nasıl yani? Meğer insanlar önce alacakları arabayı seçip sonra bütçelerini O’na uyduruyorlarmış. Yok,  yok  gariplik bende.

Ve bu geçen 3 aylık süre içerisinde arabalar hakkında , markalar hakkında inanılmaz  bilgi sahibi oldum . Çeşitli  markalar tanıdım ; markaların  özelliklerini öğrendim  model türlerini, yakıt tüketimlerini, servis ve bayii ağlarını öğrendim. Ama ne yazık ki ben araba seçemedim. Gönlüme göre arabalar buldum,  buldum ama param yetmedi; açıkçası zorlanarak ödeyeceğim krediyi çekmeye de kalbim ele vermedi. Aslında son bir ay içinde oldukça kararlı idim çekecektim şöyle 15 bin YTL kredi elimdeki  arabayı da satacaktım annemle babam da yardım edecekti alacaktım gönlümdeki arabayı . Alacaktım da  krediyi geri öderken de canım çıkacaktı. Ya arkadaşlarımın dediği gibi elimdeki üç beş parça severek taktığım takılarımı satacaktım ya da krediyi ödemek için gün aşırı nöbet tutacaktım . Ne için bir araba için.

Evet ben bu arabayı alamadım, alamadım ama çok ders aldım…İnanılmaz sosyolojik , ekonomik psikolojik  sonuçlar çıkardım:

1.     Bizim toplum için arabanın çok farklı anlamları var: Bir kere bir çok insan için araç değil bir statü simgesi, bir güç gösterisi ; özellikle de erkekler için. Ve güzel kadınlar yani benim gibi? kadınlar (Bu onların görüşü) kesinlikle lüks havalı arabalara binmeli; özellikle de benim gibi giyim kuşamınıza dikkat ediyorsanız azıcık havalı iseniz havasız bir arabaya binmeniz günah. Hele eski bir Şahin ‘ e çooook  ayıııpppp

2.     Toplumumuzda insanlar  inanılmaz bir tüketim çılgınlığı içinde; paran yoksa borç al; borç alamıyorsan kredi kullan ; nasılsa ödersin. İnanılmaz bir kredi çılgınlığı mevcut; ve devlet ve firmalar ve araba şirketleri bunu pompalıyor. KESİNLİKLE AYAĞINI YORGANINA GÖRE UZATMAK DİYE BİR  KURAL  KALMAMIŞ.

3.     Bizim vatana millete hayırlı olduğunu söyleyen iş adamlarımız tamamen cebini doldurmuş ; kolaya kaçmış. Hala  anlamıyorum bu kadar iş gücü, bu kadar para varken bu ülkenin zamanında başlayan otomobil üretimi neden ilerlemedi; neden yerli otomobiller geliştirilemedi? Neden biz yabancı markalara mahkumuz?

4.     Bu ülkede ikinci el otomobil var; birinci el çok uçuk fiyatlarla   otomobiller var ama hala şöyle aklı başında , orta direğe yönelik bir araç yok. Ve bu ülkede hala klima lüks ve opsiyonel, ABS 2-3 bin YTL fark artırıcı hele ki müzik yani radyo  lüks tüketime girip fiyatları fırlatıyor. Arabasını ucuza veren firmaya servis ve  yedek parça olarak güvenemiyorsunuz.

5.     VE EN KOMİĞİ DE BİR ARABA BEĞENDİNİZ; DİYELİM Kİ BEYAZ    İSTİYORSUNUZ AMA ELLERİNDE BEYAZ YOK;  MAVİ YA DA SİYAH VERMEYİ  TEKLİF  EDİYORLAR   AMA KABUL ETTİĞİNİZDE DE ÜSTÜNE METALİK BOYA FARKI İSTİYORLAR. YANİ EHVENİ ŞER KABUL ETTİĞİNİZ RENGE BİR DE ÜSTE PARA VERİYORSUNUZ.

6.     EN  ACISI ise  bu ülkenin 12 yıllık hekimi orta halli bir araba için bile devletinin kendisine verdiği  paraya  güvenemiyor; ek gelir aramak zorunda kalıyor.

7.     Ve çok ilginçtir ki bu ülkede 10 kişiden beşinin hatta dördünün onayladığı bir araba yok . Her kafadan bir ses çıkıyor . herkes her hangi bir markaya bin kusur buluyor. Her hangi bir markayı övüyor ama niçin. Orta karar , ortak karar bir araba yok.

 

Sonuç olarak ben araba   alamadım ; gerçi bir ara tüketim çılgınlığına kapılacaktım ama baktım sonu yok; bir kapılsam çoktan  kredi çekip 40 bin YTL tutarında araba almıştım. Ama sonrası?  Bunun üst sınırı yok ki. Neyse ki doğru ben yine beni durdurdu; şimdilik molaya kaldım. Ve derim ki araba bensen ben ben değilim; kalite bensem ŞAHİN’ DEN inince de ben benim; Şahin’ e binice de kaliteyim.

 

İyi , gönüllü bir usta arıyorum benim BEYAZ  KUŞ’ u modifiye edecek.

 

BİR DE ÜLKESİNİ SEVEN GÖNÜLLÜ BİR İŞADAMI ARIYORUM ORTA HALLİ , YERLİ MALI  GÜVENLİĞİ, KLİMAYI VE BİRAZCIK MÜZİĞİ  LÜKS GÖRMEYECEK   BİR ARABA ÜRETMEYE GİRİŞECEK.

KISACASI BEN YENİ BİR ŞAHİN  ARABA ARIYORUM; MÜTEVAZİ SAĞLAM VE SEVGİ DOLU….

VAR MI?

 

 

 

Not: Bu yazı önemli olduğu için aynı gün  KİŞİSEL BAŞARI, BLOGCU BLOGUM, MİLLİYET BLOGUM, DERİNDEN DİPTEN VE  MAİL GRUBUMA YOLLANIYOR . İlgili kişilerin dikkatine…

Yorum (2) Yorum yaz!

BİZ VE YEDİ SİLAHŞÖRLER

9/7/2007 ·

YEDİ SİLAHŞÖRLER VE BİZZZZ

 

 

 

Şu  anda harika bir film seyrediyorum saat 19.17 de MGM de. Ünlü 7 Samuray filminden esinlenmiş bir western klasiği: 7  SİLAHŞÖR.

Filmden bazı  alıntılar yapmak istiyorum sizlere:

Normalde 600 – 700 dolara çalışan bir silahşör  fakir Meksika köyünü korumak için 20 doları  çok beğeniyor. Ve soruyorlar  7 kişiyi toplayan Yull Bryner’ a niçin bu paraya geldiğini; o da diyor ki: ‘ Bazı silahşörler para için çalışmazlar,  kendini aşmaktır amaçları’ ve yine aynı Yull köylüler çok az bir kıymetli mal ile gelip  ‘ Her şeyimiz budur’ deyince  cevap  olarak ‘ Bana çok şey verildi ama her şey asla’ diyor.

 

Bir de köyün kör bilgesi var   7  silahşör  fikrini veren; o da diyor ki: ‘ Bu adamlara bakmayın, onlar çiftçi her şeyden korkarlar. Sıcak olunca sıcaktan, yağmur yağınca yağmurdan, domuzları yoksa aç kalmaktan; domuzları varsa onun aç kalmasından ; korkarak yaşarlar.’

Ve Yul  Bryner,  Steve Mc Qqueen, Charles Bronson’ un olduğu bu film devam ediyor…

Tabi ki klasik müzikler de işin tadı tuzu…Şu anda ise yedinci olan acemi çaylak bir inekle boğa güreşi taklidi yapıyor ve ilk defa filmde bir kız göründü. Bizim acemi çaylağa da esaslı bir tokat  attı ve ısırdı. Şimdi o da kızı sırtladı ve köye götürüyor.Meğerse ç,iftçiler bizimkilere bile güvenmedikleri için bütün kadınları saklamışlarJ Şu korkak çiftçilerJ

Ve  kötü adam çiftçiler için diyor ki:’ Tanrı kırkılmalarını istemeseydi  onları koyun olarak yaratır mıydı?’

 

Bakalım daha ne sözler edecekler?

Tabi bu arada da köylülere silah kullanmayı öğretiyorlar.  Aslında klasik bir hikaye ve Amerikan filmi ama; sözler etkiledi ben de yazdım ve düşündüm  acaba günümüz için de geçerli kılınamaz mı?

 

Korkarak yaşamasak;  paraya tapmasak; kendi değerlerimize sahip çıksak?

 

Film hakkında bilgi:

 

Akira Kurosawa'nın Seven Samurai adlı filminden uyarlanan "Yedi Silahşörler" filmi bir Meksika köyünü basan çeteye karşı, köylülerin bulduğu yedi silahşörle ilgili. Yul Bryner, Charles Bronson,  Steve McQueen, bu silahşörlerden birkaçı.  Köylülere savaşmayı, silah kullanmayı öğretseler de kendileri de onlarla birlikte savaşmak için kalıyorlar. Sonuçta bir kısmını ölüm beklerken kalan silahşörler köylülerle zaferi paylaşıyorlar.

Yorum (yok) Yorum yaz!

YENİDEN KREM SÜRDÜM VÜCUDUMA

7/7/2007 ·

YENİDEN  KREM SÜRDÜM VÜCUDUMA 

 

On beş yaşımdan beri edindiğim alışkanlığımdır. Duştan çıkarım elim krem kavanozu, şişesi, bebe yağı  ne varsa evde, ona gider ve sürülür vücuda. Hatta  zaman zaman bilerek tür ve marka değişir. Hani olur da bir gün içinde iki üç kez duş alırsam eksik olur krem. Bir de çok kötü hissettiğim  zamanlarda bir iki gün ya da bir hafta. Ama bu defa inanılmaz uzun sürdü kremsizlik günlerim; altı ayda  toplam on kere sürmedim desem yeridir.  Ve hala bilmiyorum bu neyi niçin reddediş?  Evet yine zor bir dönem;  hayatımın taşları yerinden oynuyor ama hepsini aşıyorum yavaş  yavaş. Ve bir işçi arı misali yeniden oluşturuyorum kovanımı; bir kraliçe arı misali yeniden ilan ediyorum topraklarımda hükümdarlığımı. Peki sorun ne idi? Oya misali işlerken yeniden hayatımı; neden uzaktı elime krem kavanozu? Neyin tembelliği ya da öfkesi idi ? Bilmedim bilemedim ve bilemeden de bitti. Bu akşam elim doğal bir şekilde gitti  krem şişesine ve yüzme sonrası rehaveti içindeki  vücudum şımartıldı. Ama yok yok önce  yine uzun süredir yapmadığım bir eylem gerçekleşti dün ve bugün; aylar sonra yine ilk kez bir film  satın  aldım izlemek için. Demek ki neymiş kreme giden yol film cd sinden geçermişJ  yani  neymiş  bir kez daha YENİDEN DOĞMUŞUM KÜLLERİMDEN….

Yorum (1) Yorum yaz!

ZOR YOLUN YOLCUSU

10/5/2007 ·

Bitti işte. En sonunda ev ödevimi bitirdim. İçimde bir huzur. Yıllar sonra öğrenci oldum ya ben. Umarım sınavı da başarırım. Engelli Basketbol Hakemlik kurslarından söz ediyorum.

İşe bir takımın doktoru olarak başladım; ucumu Manisa'lara taşıdım. Sonra da Antalya sahasında yapılan iddialı bir maçı kazandı takımım ve kendimi bu kursta buldum.

Hocamız ev ödevi vermişti  neyseki onu da tamamladım.

Çok seviyorum böyle anları: Yapman gerekenler bitmiş,  bugünün işi kendini tüketmiş ve beş dakikada olsa dalga geçecek vaktin var ; ama bakın ben onu da size ayırdım:)

 

Ama yine de güzel çalışmak; beynini zorlamak. Ve kendini  aşma yoluna çıkmak. Öyle ki bu, bir yandan yoruluyorsun diğer yandan gelişiyorsun ancak bazen de bunun sonucunda bilgi dağında yalnız kalmaktan da korkuyorsun:(    

AMA NE YAZIK Kİ YA DA NE GÜZEL Kİ  O YOLUN YOLCUSUYSAN BİR KEZ;  GERİ DÖNEMİYORSUN:)

Yorum (2) Yorum yaz!

RUHUMUZUN KIZILLARI

5/5/2007 ·

RUHUMUZUN  KARANLIK  KÖŞELERİNDEN 

 

Beyaz mıyız ki  hepimiz?  Bembeyaz?

Hiç sanmıyorum.  Asırlardır çeşitli  dalların bilim adamlarının inceleyip de  çözemediği gizemli biz.  Gizemin derin köşelerinde bazen kendimizin bile kendimizi anlayamadığı ruhumuzun kuytuları. Kimi düşünürler  insanlık tarihinden yola çıkıp  yaşadığı güne kadar inceleyerek  çözmeye çalışırken insanı; bazısı da  kendi içine dönerek sürdürmüş bu keşif yolculuğunu. Senso  kitabının güzel kadın kahramanı belki de en güzel yorumu yapmış bu konuda.

 

Gizemli biz;  rengarenk çiçekleri içerdiği kadar  derin koyu kızılları da  barındıran ruhumuz. Ve bu kızılların en koyu  köşesinde saklanmış  derin bir siyah belki de hepimizde olan: Şiddete  eğilim. Kim bilir  milyonlarca yıl önce  dünyada yeşeren ilk insanlık tohumuna hangi nedenle iliştirilivermişti bu   koyu nokta. Belki de  o ilk anda sadece kendini korumayı güçlendirmek için koymuştu insan ruhuna onu sanatçının eli. Ama sonradan yaptırım gücü mü keşfedildi şiddetin yoksa  kendini mi büyüttü yabani bir çiçek misali insan ruhunda. Ama artık dönüşü yok,  o  yabani çiçek bahçemizin açan gülleri arasında.

Şiddetin çeşitli tanımları olabilir. Değişik bilim ve felsefe kitaplarında çok değişik açıklamaları.ve de kanunlarla sınırlandırılmaya  çalışılan  yıkıcılığı olabilir. Üstelik de çeşitleri de tanımlanıyor günümüzde. Artık sadece fiziksel can acıtması şiddet sayılmıyor. Bir bakışınız bile bazen şiddet adını alabiliyor. Bir yanıyla da böylesine kırılgan ve  ürkek insan ruhu. Belki de aslında şiddet bu  naifliği korumak adına besliyor kendini.

Ve aslında  sorarsanız da korumaya çalışırken ruhunu;  bir yandan da kırıp döküyor şiddet. Ve en büyük ceza ise bana göre ;  uygulayan kişinin dimağında kalan derin pişmanlık;  kendini sorgulama  ve aynada şiddeti uygulayan insanla baş başa kalma. Ve aslında en büyük yalnızlığı yaşama o anda...

Dr. Yonca  AYAS

Yorum (yok) Yorum yaz!

« Önceki ::